Şiddetten sonra hayatta kalmak │ Öğrendiklerim.
İnsanın hayatında kırılma noktaları oluyor. Tüm benliğini çatlatan, bir daha yeryüzünde asla çıplak ayakla, özgürce dolaşamayacağını hissettiren ağır travmalar... İşin tuhafı, bunları çoğunlukla sürecin içindeyken ve yaşarken fark etmiyoruz bile. Başkalarının hayatlarında karşılaştığımızda, "Ayrıl gitsin, buna katlanmak zorunda değilsin," deyip geçtiğimiz olaylar gün geliyor başımıza geliyor ve o çemberin içinden çıkamıyoruz. Şiddet döngüsü, bir kara delik gibi bizi sarmalayıp içinde tutuyor.
Travma sonrası iyileşme doğrusal değildir; inişli çıkışlı ve dalgalı bir süreçtir. Her zaman yukarıya doğru çıkan düz bir çizgi izlemez. Aksine; günler, haftalar veya aylar boyunca iyi hissederken aniden gerilemeler yaşamak ve eski semptomların nüksettiğini görmek bu sürecin tamamen doğal bir parçasıdır.
Öğrendiklerim 1
Üç yıla yakın süren, önce sözle başlayıp sonra fiziksel şiddetle devam eden "canımdan çok sevdiğim" o ilişkide kapıyı çekip çıktıktan sonra fark ettiğim ilk şey, içeride her zaman "bir ses" olduğuydu. Diğerlerinin söylediği değil; kendi içimizde duyduğumuz, ısrarla bastırdığımız bir ses... Bize bir şeylerin yanlış gittiğini fısıldayan o ses. Bu satırları okuyan bazı insanlara, özellikle de kadınlara, bu hissin ne kadar tanıdık geleceğinden hiçbir şüphem yok. Görmezden geldiğimiz o cılız fısıltılar, bizi eninde sonunda çığlıklarla yüzleşmek zorunda bırakıyor.
Öğrendiklerim 2
Görmekten kaçındığımız şeylerin başında —her ne kadar eski kafalı bir yaklaşım gibi görünse de— kişinin ailesi, bağlanma tarzı, anne ve babasının ilişkisinin partnerde hayat bulma şekli geliyor. Eğer farkındalığı düşük biriyle beraberseniz; onun anne ve babasının yaşadığı sorunları dinlediğinizde ya da gözlemlediğinizde, tanık olduğunuz her kötü şeyin ileride karşınıza farklı maskelerle çıkacağını öngörebilirsiniz. İnsanlar ilişki kurmayı öncelikle büyüdükleri ailede öğreniyor. Şiddet döngüsünün zihindeki ilk tohumları da tam olarak o evde serpiliyor.
Öğrendiklerim 3
Bu, kabul etmesi en zor olan kısım: Tek suçlu o değil. Bunu asla "hak ettim" anlamında söylemiyorum. İnsan, kendisine layık gördüğü ilişkileri kuruyor. Konu tam olarak bizim kendimize neyi reva gördüğümüzle ilgili. Belki de çok basit bir açıklamayla; yaydığımız enerjinin kokusunu alan manipülatörlere ve kötü kalpli insanlara çekiliyoruz. Diğer adıyla: Sınır çizememek. Sınır çizebilmeyi şu ya da bu nedenden dolayı öğrenemediğinde, tehlikeye açık net bir hedef haline geliyorsun.
Öğrendiklerim 4
Bir insana çok fazla fedakarlık yapıp günün sonunda onun iyileşeceğini, değişeceğini düşünmek en hafif tabiriyle saf dilli bir yanılgı. Bu durum bende kronik bir davranış örüntüsüne dönüştüğü için, sorumluluğun bana düşen payını da kabul etmem gerekti. Bana bunları yaptı, çünkü yapmasına alan açtım, izin verdim.
Öğrendiklerim 5
Bir kere vuran, bir daha vurur. Asla değişmeyen ve değişmeyecek olan, kulaklara küpe yapılması gereken en önemli kural bu.
Öğrendiklerim 6
Yüzümde bir izle yaşamaya mahkum olan taraf olarak tüm bunlarla cesurca yüzleşiyorum; buna rağmen kafamın içinde hala "Birlikte olmam gereken kişi oydu," düşüncesi belirebiliyor. Bunun celladına aşık olmakla eş değer, hastalıklı bir travma bağının (trauma bonding) getirisi olduğunu artık fark ettim. Bu bağın yavaş yavaş çözülmesi ve yok olması için çok vakit gerekiyor. Reçetesi ise belli: Zaman, terapi ve kendini sıfırdan yeniden tanımak.
Öğrendiklerim 7
Şiddetin insanı adım adım dünyadan koparıp tamamen yapayalnız bırakması ve buna rağmen suçluyu hep kendinde aramak. Yaşadığım o üç yıl boyunca sinsi bir tecrit mekanizmasının içine çekildim; önce arkadaşlarımdan, sonra ailemden, en sonunda da kendi mantığımdan uzaklaştırıldım. Manipülasyon öyle bir raddeye geliyor ki, dışarıdaki herkesin size düşman, sadece o şiddeti uygulayanın "gerçek dost" olduğuna inanıyorsunuz. Kapıyı çekip çıktıktan sonra geriye dönüp baktığımda anladım: Şiddet gören bir kadının dünyası o kadar daraltılıyor ki, uğradığı haksızlığı anlatacak tek bir insan bile bulamadığında, o çemberden çıkmanın imkansız olduğuna ikna oluyor. En acısı da, canınız her yandığında "Ben nerede hata yaptım, neyi eksik söyledim de bunu tetikledim?" diye kendini suçlama mekanizması... Gerçek bir şiddet döngüsünün içindeki o mutlak yalnızlık, dışarıda kalmaktan değil, sesini duyuracak kimsenin kalmadığına inandırılmaktan ibaretmiş.
Öğrendiklerim 8
Kendini affetmenin, karşı tarafı affetmekten çok daha zor ve uzun bir yol olduğu. İnsan o çemberden çıkınca öfkesini önce kendine kusuyor: "Nasıl izin verdim, nasıl göremedim, kendime bunu nasıl reva gördüm?" diyerek kendi yarana basıyorsun. Oysa o dönemde elindeki çocukluk travmalarınla, o anki sevgi açlığınla ve bildiğin savunma mekanizmalarıyla sadece hayatta kalmaya çalışıyordun. Kendimi suçlamayı bırakıp, o günkü çaresiz halime şefkat göstermeyi öğrendiğimde iyileşme gerçekten başladı.
Öğrendiklerim 9
Kırılan yerlerin eskisinden daha güçlü kaynayabileceği gerçeği. Yüzümdeki ya da ruhumdaki izler, gizlenmesi gereken birer utanç vesikası değil; hayatta kalma mücadelemin madalyalarıdır. Bir daha asla eskisi gibi "hiç yara almamış" o saf insan olamayacağım, doğru. Ama artık çok daha uyanık, sınırlarını çelikten örmüş ve kendi değerini bir başkasının insafına bırakmayacak kadar büyümüş bir kadınım. Çıplak ayakla yürümek ürkütücü gelse de, bastığım toprağı artık çok daha net hissediyorum.
Bugün hala canım yanıyor olabilir, yolum hala engebeli olabilir ama arkama dönüp o eşiğe baktığımda artık çok iyi biliyorum; o gün o kapıdan çıkıp bir daha asla geri dönmeyerek, bu hayatta kendim için yaptığım en doğru, en cesur ve en kutsal şeyi yaptım.
Tüm kadınlara, sevgi ve dayanışmayla. 💗
Yorumlar
Yorum Gönder