welcome to next stage: 31.yaş.
Eskiden doğum günlerine delice önem verirdim. Çok eski sayılmaz; hatta iki üç sene öncesine kadar hep heyecanlıydım. Sevdiklerime cilve yapar, Amazon'dan listeler hazırlardım. Bu heyecan bana, hayatta bir şey beklemenin verdiği o hazzı hissettirirdi. Hâlâ şımarabiliyor olmanın güzel ve uçucu hazzını... Ama hayat, şımarabileceğiniz çok fazla doğum günü sunmuyor insana. Sevdikleriniz her zaman etrafınızda olmuyor. Onların da kendi aileleri, kendi sorumlulukları oluyor. Bir yaştan sonra özel ilgi beklemek, kişisel olarak da olsa, insana biraz suçlu hissettiriyor zaten. Peki ya hiçbir şeyin yoksa? Bir evin mesela. Bir eşin, bir çocuğun... Yakınında arkadaşların yoksa hatta; ailen de çok uzaktaysa. Bir ilişkiyi tam 31 yaşına girerken, üstelik evlenmek için umutlanmışken bitirdiysen... O zaman 31 yaşına girdiğin gün ne yapıyorsun? Tabii ki sıradan bir gün gibi geçmesini bekliyorsun. Ve geçiyor. Tıpkı 30'da olduğu gibi. Sanırım bu yaşların hediyesi de bu: Geçiyor. İyi de geçiyor, kötü...