defter notları-ucum bitti ve mahsurum.
Bahçivan ve Ölümü okuyorum.
Onuncu sayfadayım ama ilk sayfadan beri biliyorum: beni örseleyecek, örseleyecek ve örseleyecek… örseleyecek.
İçimi deşiyor. İçimi deşerken tüm korkularımı bulup önüme seriyor.
“Ölümü hatırladın mı? Altı yaşındaydın, annenin babanın öleceğini anladığın ilk anda.” diyor.
Hatırladım, diyorum.
Ailemin her ferdine korkunç uzağım ve hâlâ altı yaşındayım.
Stresim ağzıma gelmiyor, ciğerimde tıkanıp kalıyor.
Ağzıma gelse bağırırım, anlatırım ama orada sıkışıp kaldı.
Hareket etmiyor, bir milim bile kıpırdamıyor.
Korku, kaygı, yalnızlık, pişmanlık… hepsi birbirine yumak gibi bağlı.
Karmakarışık.
Ve hepsinden kötüsü, tümü inatçı, tümü yerlerini biliyor.
Hepsi ev sahibi.
Bu stres beni öldürüyor.
Kollarımı, bacaklarımı, ciğerimi, parmak uçlarımı dolduruyor.
Saklamıyorum, kimse de bakmıyor zaten.
Kimse gelip “bir damla su dökeyim şuraya, biraz ferahla” demiyor.
Bu adam neden var?
Bu kocaman kütleyi büyütmekten, yumağıma bir ip daha eklemekten başka ne yapıyor?
Ayrıca kim?
Benim annem, babam, kardeşlerim neredeler?
Her şey ne zaman böyle oldu?
Her aile bir gün dağılıyor- ama bana bunu neden söylemediler?
Annemin her şeyi güzelleştiren elleri nereye gitti-
Babamın kurtarıcı sessizliği nerede-
Ben nasıl başka bir evde, başka bir kimseyleyim?
Ben sadece yerimde duruyorum.
Sadece yerimde duruyorum.
Dünyaya, ona, kimseye küçücük bir kötülük yapmadım.
Bu evin, bu düzenin sonuna geldiğimi biliyorum ama dünyada gidecek neresi var ki?
Kim bu kadar büyümüşken “selam anne, ben geldim” diyebilir?
Nereye gideceğimi bilmiyorum.
Yaslanacak, biraz durup nefes almamı sağlayacak kimse yok etrafımda.
Koşmak istiyorum.
Koşmak, koşmak, koşmak.
Yanıma çanta bile almadan.
Sürekli koşmak.
Varmak için değil — öyle değil.
Kurtulmak için değil — öyle de değil.
Var olmamışım gibi koşmak istiyorum.
İnsanlığımı portmantoya asıp tek nefeste…
Hiçbir şey başlamasın.
Hiçbir şey bitmesin.
Hiçbir hayatı, hiçbir insanla kurmak istemiyorum.
Bu hayatı kendimle kurmak istemiyorum.
Başkası da olmak istemiyorum, aman.
Zaten neden? Çok saçma.
İnsanlığın evrensel acılarından, yetişkinliğin gerekliliklerinden, sadece doğduğum için bana yüklenen tüm görevlerden feragat etmek istiyorum.
Allah sonunda beni duyuyor;
nefesimi söküp alıyor, dağın tepesindeki bir çayıra üflüyor.
Artık bir papatyayım.
Gözüm kocaman, taç yapraklarım sapsarı; rüzgârda, sessizce yan yana.
Aralarında kavga yok. Hava herkese yetiyor.
Annemin beni gördüğü hâliyle — ilk, saf ve güzel.
Ki hâlâ nasıl anlamadım, anne evladını nasıl olduğundan bu kadar güzel görebilir?
İşte ben doğmadım.
Annem de yok.
Hiç tanımadım onu- yine de görünce anladım.
Hiç yaşlanmamış- ben onu yazdığım sürece hiç yaşlanmayacak-
Saçları açık, rüzgârda esiyor.
Parmağında yüzük yok; otuzlarının ortasında.
Öyle güzel ki, rüzgâr tersten esiyor onun etrafında.
Ben de sessizce başımı eğiyorum.
Beni alıyor, okuduğu kitabın arasına koyuyor.
Hiç var olmamışım ama o yine de papatyaları çok seviyor.
Yorumlar
Yorum Gönder